Hans Bellmer Study for Georges Bataille’s “L’Histoire de l’oeil”, 1946

(Source: tonguedepressors)

453 notes

newyorkheartsmiami:

(Photo: The Guardian UK)

I wanted to dedicate a post to the life of Cy Twombly, who sadly passed yesterday in Rome. His contributions to the art community are countless and ensure his role as an art world immortal. This man was truly one of the greats.

I cannot recall the first time I saw a…

10 notes

post-literate:

Grzegorz Wróblewski, DEUTER KELNER I-VI

3 notes

getoutoftherecat:

get down from there cat. you are not hair. you will not make the ladies swoon you are a cat.

getoutoftherecat:

get down from there cat. you are not hair. you will not make the ladies swoon you are a cat.

209 notes

gelişine

masif ahşap kapalı bir kapı gözlerin
bazen güneş vuruyor üzerine 
iki siyah inci 
parlıyor gülüşün gözlerinde
sonra bana mühürlü bu açık
sonra güneşin dokunuşundan sana ne 
umurunda değil, kediler de…

bana uzak ne varsa gülümsüyorum
yakından gürültülü bir füzyon
ama uzay ses geçirmiyor
o zaman susuyormuşum oluyor
gülümsüyorum 
bitimsiz bir patlama: atomlarım çarpışıyor 
kıyametim, sonsuza eriyişim bitmiyor

ağır ağır uzağımdan geçen uçak 
tırıs bir at istikametinde
hosteslerin ayaklarına buz tutuyorum 

bana uzak ne varsa yaklaşıyorum
yüzüm cayır cayır 
kuduzlaşıyor gören 
salyalarını kurutuyorum
sulak bir yere pikniğe gidiyoruz

eriyişim tamamlanıyor 
bir sonraki patlamaya hazırlanmaya kalmadan 
arı konuyor burnuma 
kokluyorum, genzime kaçıyor, 
e patlıyoruz
her yer arı tozu 
büyük bölümü uzayda kayboluyor
gören olmadan kayıplara karışıyor
derhal kayıp ilanı veriyorum
samanyolunda kaybolan arı tozumu arıyorum
tarifsiz bir itikatla arıyorum, öyle ki ilanı yalnızca
kendimde gerçekleştiriyorum

makinelerle muhabbeti koyultuyoruz
sigara tutuyorum tarayıcıma
öksürtüyor diyor
internetten başını uzatan yüzlerce kişi yankı yapıyor
öksürtüyor, içmem, hamileyim, ben alırım
biri türk kahvesinden bile söz ediyor
mutfağa gidiyorum
elektrikli kahve makinesine kısa bir selam çakıyorum
beklenmedik alışıldık otomatik füzyonumuz sırasında
kahve makinesine birkaç atom kaptırıyorum
gözlerin masif bir mobilya gibi siyah parlak diyebilmesi bundan

bana yalan söyleme diyorum
bir kahvenin kırk yıllık hatırı var diyor, dost oluyoruz, garip
eşyaları kırık dökük eski bir sevgili, yıllar yılı okunup ezberlenmiş bir kitap gibi unutup gideceğimi iyiden iyiye biliyor olmalılar
bağlılıklar yaratıyoruz. kablosunu bana bağışlayacağını ima ediyor
özverili bir makine olduğunu biliyorum ama bunu kabul edemem
aslında elimi istiyor. elimi çok istiyor
elini ver diyor bana aşık bir sevgili kesiliyor aniden
iki elimi yavaşça havaya kaldırıp teslim olmuş numarası çekiyorum
makine gülerken her yere türk kahvesi sıçrıyor, annem çok kızacak yerler battı

yerleri siliyorum.
elimde vileda sopasını görünce çok bozuluyor. öyle ki bir daha çalışmıyor.
annem daha bu sabah kahve yaptım nesi var bunun böyle diyor bana, duymazlıktan geliyorum
vileda sopasıyla aramdaki ilişkiyi soğuk tutuyorum. düpedüz kullanıyorum onu. 
biliyorum onun da hoşuna gidiyor. çok eskiyor ama. eğlendin eğlenmedin mi diyorum ona en kaltak en boktan bakışımla. susuyor. ama yerler temiz.

ağır çok ağır geçiyor uzayımdan uçaklar
birinin kuyruğu havada patlıyor
sayısız minik parçaya ayrılıyor insanlar
beklenmedik alışıldık füzyonuma artı bir yazıyorum
karışıyoruz madde madde 
sonra ben bu oluşumda sen olmuşken bir gün
beyaz atlar sulara diyebilme olasılığımdan bir düşüyorum
hesaplar asla tutmaz, anlaşılsın diye
çok uzun bir zaman koyuyorum aramıza
sen de bin ışık yılı ben diyeyim binlerce 
her neyse benim abim uzat bir cigara zuladan yanalım 
bir on yıla sefilleri kimse okumayacak 
diğer on yıla senin abini karadelik yutacak diyemiyorum
türkan şorayıyor çok feci
şorayma bana diyorum, kalın dudaklarını tatlı tatlı büzüp en bebek sesiyle
ama nolur tarık eski günlerin hatrına
diyor diyebiliyor
kahve makinemi yenisiyle değiştiriyorum
dışarı çıkmaya üşendiğim için birkaç gün cezveyle idare ediyorum
cezve kırık
cezve her yaşlı orospu gibi işini biliyor
kahveler köpüklü, lezzetli geliyor vesselam.


buyursunlar

Başladığı günden bu yana, tarihinde hiçbir yere varmamış ve varamayacağı aşikar, yalnızca aynı noktaya saplanmakla sonuçlanan bir tartışmayı nasıl sonlandırırsınız?

Her şeyden önce bu tartışma ne uğruna sürmektedir?

Mümkün olduğunca sade yazarak meramımı dile getirmeyi umuyorum. Konu ilerledikçe yeterince sarpa saracak. Bir müddet konunun neresinden tutup da başlamalı diye düşündüm. Bulaşık yıkarken… bulaşık yıkamanın terapi nevinden bir etkisi var. Derken bu konuyla ilgili tek derdimin, kafası çalışan, ya da potansiyel olarak çalışabilecek olan bir güruhun (neden bilmem ve nedenleri psikanalizin alanına girer ki kişisel değil toplumsal bir analiz yapmak niyetindeyim) senelerdir aynı hamamın aynı tasıyla dövünmesi olduğunu fark ettim. Sözüm ona dinciler ve ateistler birbirlerini tokatlıyorlarmış gibi algılıyorlardı durumu ama görünen o ki ellerindeki tasla kendi kafalarına vurup duruyorlar. Şimdi bu benzetmeleri bir yana koyuyor, doğrudan manasızlık teşkil eden gündemden düşmeyen konuya bir vesile giriyorum.

Dil, Düşünce Dikte Edilmiştir. Burası tartışmasız olan bölümü. Hiçbir yere varmayan ve sürgit karşıtlıklar yaratan sözüm ona çatışmalar/uzlaşmazlıklar da aslen birbirine muhtaç, tüm karşıt görünümüne rağmen birbiriyle gayet iyi geçinen var olmak için birbirinin varlığına diyalektik olarak ihtiyacı olan görüşlerdir.

Bu özünde sokiyim dine sokiyim ateizme sokiyim bilmemkime muhabbetinin neden bu kadar prim yaptığını merak etmiyor mu bu insanlar? Bu konuda eleştirecek çok şey var ama her iki taraf için de.. eleştirme biçimleri, birbirleriyle dalga geçme biçimleri vs. hakikaten buraya sıfat bulamıyorum, kötü falan değil, acınası halde de değil… evet sıfat bulamıyormuşum gerçekten, fena halde gereksiz ve boooomboş çünkü.

İnsan empati kurabilen bir varlıktır. İnançlı biriyle de empati kurabilirsiniz inançsız biriyle de… meğer ki aslında ne demek istediğine varabilesiniz. İşte oraya vardığınızda göreceksiniz. (Bu empatidir.) Ya da göreceksiniz ki hiçbir yere varacağı yok, otuzbirinin tam ortasındadır, peçete uzatarak bu kişilere yardımcı olabilirsiniz. Veya bırakın kendi işini kendi görsün, Senelerdir yaptığı şey nasılsa.

Şimdi. İnsanlar, asıl meselelerini bu gibi prim yapan malzemelerle örtmekte ustalaşmış. Diyelim ki açsınız, düpedüz ağzınız kokuyor açlıktan, bu durumda kalmadıysanız, deneyim insana çok şey öğretir, on-onbeş gün kuru ekmekle ve beş kuruşsuz yaşamaya kalkın, empati kuracak kadar geliştirir anlayışınızı. Aç bir insanın “Abi işte görüyo musun Allah yok.” + “Abi Allah var dayan geçer” cümlelerine söyleyecek sözü yoktur. Zira laf ebeliğinizi götünüze sokacak enerjisi de yoktur. İnsanla empati kurmuyorsunuz demektir bu. İnsan gibi insan aç bir insanla ya elindeki ekmeği paylaşır, ya da ekmeğin yolunu gösterir, en azından susar.

Tuzu kuuupkuru olan bir ekip var. Dijital bölünme (Digital divide) denen şeyden haberleri yok. Siirt olaylarından haberleri var ama. Bu konuya girmenin yeri midir şimdi bilmiyorum girersem çıkamayacağım ama düpedüz bağlantılı, o yüzden Siirt olaylarına da bir bakalım. Siirt hakkında konuşmak zor. Mesele Siirt değil zaten. Ülkenin her yerinde rastlanan, hasır altı edilen vs. olaylar, bunu bal gibi biliyoruz.

Dinle ilgili daha ziyade sözlük ortamlarında ipe sapa gelmez yavşak entriler görüyoruz. Oysa eli klavye tutan ve iki lafı bir araya getirme melekesine, (klişespordan ayrılmasını umduğumuz) düşünme yetisine sahip binlerce insan, yazıyor. Yazıyor ama ne yazıyor?

Örneğin şöyle bir şey yok. Bir sürü evsiz insan yaşıyor ve Allahın kışında ayazında dışarıda yatıyorlar, caminin kapıları neden kilitleniyor? Hiç değilse sıcak, yerler halı kaplı vs. (aklıma gelen ilk örneği yazdım. Bu yok.) İnsanı bu anlamda ipleyen biri yok belki ondan. Ama şundan bol var… Ya sen kim Muhammed kim, anlamıyon bari sus. Muhammed zaten kendi yazmış ben yanındaydım falan gibi. Her iki tarafta da kendini bu biçimsizlikte ifade edebilecek kadar mesnetsiz yazarlara sesleniyorum. Ulan! Bir düşünün. Boynunun biraz üstünde işleyen organ nedir? fakat gizli trol, beyin soğancığımı ahhaha yapadursun, onlarla işim yok. Bu anlamsızca yer ve gündem teşkil eden salak muhabbetten kaç kişiyi çekip kurtarırsak kardır. Belki insanla, insanlıkla, yaşadığı zamanla ilgili KENDİ düşüncelerini üretebilmek için bir vesile RESET atar kafacığına.

Birkaç temel ve ciddi sorunumuz var. Bunlardan bana göre en önemlisi DİL. ÜZERİNDE UZLAŞILMIŞ OLAN. Siirt’teki olaylarda halk en azından iki seneliğine olan biten üzerinde uzlaşmış. Susmuş. Fakirlikten kendi isteği ile geldi deniyor. Bir sürü şey söyleniyor. Bakın bana göre herşey emektir. Her iş emektir. İki sene susabilmek ve bu olayı aman zaten insan çürük şeklinde değerlendirip konuyu kapatabilmek ve susanlara katılmak da bir iştir. Ve tekrar edelim her iş emektir. iyilik emektir. Sevmek emektir. Bunu nasıl yaptığınız emek biçiminizdir. Benzer biçimde aksi de emektir. Kötülük emektir. Nefret etmek emektir. Ciddi bir çaba vardır örneğin faşistlerin nefretinde. Sistematik bir çaba.

İyilik, Sevmek, Merhamet, Empati dediğimizde bunlar havada uçuşan ayakları yere değmeyen, soyut kavramlar gibi görünüyor oysa. Ha keza çoğunluk kendi havsalasına yerleşmiş bu basit kavramları resetleyip aslında ne demek olduğunu oturup düşünmüyor. İçi patlayasıya doldurulmuş derken boşaltılmış derken karikatürü çizilmiş parodisi yapılmış yüzlerce binlerce kavramla düşünmeye çalışıyorsak, fena halde yanılıyoruz demektir. “Düşünmek, ve düşünme biçimimiz üzerine düşünebilmek” yaşamımızın her evresinde özen gerektiren konulardan biri. Ezberlemekle ve yaldızlı anekdotlarla ancak sosyal bir ortamın geyik muhabbetini süsleyebilirsiniz. Boş. Geç.

Didaktik salon salomanje bir yapı bulduk. Modernizm. Sonra duvarlarını anlamından bihaber olduğumuz sembollerle süsledik. üstümüzü başımızı. Anadolspor biraz zor ulaştı bu yapıya. Tamamen politik. Menderes zamanında ülkenin batısına yapılan yatırım doğusuna da yapılabilirdi. Doğusu batısı diye ayırmayabilirdim ben de yukarıdaki cümleyi. Burada elbet suçlu aramıyorum. Konu başka ve aslında her cümlemde alttan fokurdayan patlamak üzere olan GERÇEK bir TOPLUMSAL sorun baş veriyor.

Söyleyecek çok şey var… çok

1 note

Renoir’in çingene kızı, pembe beyaz aslına birazcık uzak olmuş, olsun

Renoir’in çingene kızı, pembe beyaz 
aslına birazcık uzak olmuş, olsun